NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR

Avustralyalı Metalcinin FEVKALÂDE Müslüman oluşu TR+EN Altyazılı

Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in birbirine karışmadığını gördüm. Bu ilmen de tesbit edilmiştir. Bunun 1400 sene önce Kur’ân-ı kerîmde bildirildiğini duyunca, Müslümanlığın hak din olduğuna inanıp Müslüman oldum. Kaptan Kusto – Fransız

Hayretim arttı. Tevhid dini olan Müslümanlığı seçtim. Cat Stevens – İngiliz şarkıcı

Kur’ân, Allahın adı ile başlıyor, Allahın birliğini bildiriyordu. Anarşinin İslâm ahlâkına sahip olmakla önleneceğine inandım. İçkiyi bıraktım, tesettüre girip namaza başladım.
Tına Gfanzıl – Alman

İslâm, çağları ardında sürükleyen dindir. Müslüman olmakla, çağlar üstü dini seçmiş oldum.
Roger Garaudy-Fransız

İslâmda ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm. Müslüman oldum.

Thomas Clayton – Amerikalı

İslâm, en iyi şeyleri ihtivâ eder. Hiçbir dinde kardeşlik, İslâmdaki gibi değildir.
Dr. Rolf Freiherr – Avusturyalı

Sevgi, doğruluk, temizlik ve güzel ahlâkı emrettiği için Müslüman oldum.
A. Uemura – Japon

İslâmı akla da uygun bulup Müslüman oldum.
Cecilla Cannolly – Avusturyalı

“İlim Çin’de de olsa alın!” hadisini okudum. İslâm’ın ilme verdiği önemi görüp Müslüman oldum.
Mr. Board – Amerikalı

İslâm, israf ve cimriliği yasaklayan, maddî ve mânevî her hususta en güzel kâideleri olan bir dindir.
Albay Ronald Rockwell – Amerikalı

CATHERİNE DELORME(Sicilyalı)

Sicilyalı heykeltraş bir babanın çocuğu olarak 1901′de doğdu.Çocukluğu Cezayir’de geçti. 1.Dünya Savaşı sırasında Fransız bir doktorla evlendi.Eşinin tayini üzerine Tunus’a gitti. Müslüman olduktan sonra Hidayetullah ismini aldı.

Tunus’ta iken İslamiyete duyduğum alakadan dolayı müslüman ailelerle yakınlık kurdum. Fakat İslamiyetle ilgili sorduklarıma tatminkar cevaplar alamadım.Birgün dostluk yaptığım fakir Müslüman bir ailenin kızı bana islami kadın kıyafeti giydirdi. Aynaya baktım, kıyafetimi çok beğendim. O gece rüyamda Kabe’ye gittiğimi gördüm. Rüyamı tabir eden Müslüman hanım; ”Bir gün mutlaka hacca gideceksin”dedi.

Birgün küçük bir sokaktaki mütevazi dükkanında, sanki bu dünyaya ait biri değilmiş gibi duran, derin bir düşünceyle huzur bulmuş nur yüzlü bir zat gördüm. Başındaki beyaz takkesiyle siyah sakalı hoş bir görüntü teşkil eden bu adam, kapalı gözleriyle ve elindeki tesbihiyle bana değişik geldi. Sanki tanıdık bir simaydı. Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Bakışımı hissetmiş gibi gözlerini açarak tatlı bir tebessümle yaklaşmamı işaret etti. Oturmam için bir sandalye gösterdi ve; ”Sana verebileceğim bir şey var mı?” diye sordu. Ondan elindeki tesbihi ve okuduğu duayı öğretmesini istedim. O zat şaşkın halde; ”Tesbihi memnuniyetle veririm ama duayı neden istiyorsun?” deyince,” Evet ama senin yaptığın duayı benim de yapmama engel değil ki.. Senin Rabbin benim de Rabbim değil mi?”dedim. O da;”Doğru, fakat bu zikir Müslümanların temel inancıdır.

Allah başka bütün ilahları reddeder. ”La ilahe illallah” şehadetin 1.kısmıdır. Kalbden söylendiğinde İslamiyete girilmiş olunur.”dedi. Bunun üzerine ben;” Şu halde diyebilirim ki, ben her zaman müslümanmışım. Çünkü daima tek Allah’a inandım. ”dedim. O zat devamla; ”Şehadetin 2.kısmı yalnız İslama mahsustur. O da ;”Muhammed (s.a.v) Allah’ın Resulüdür. Hz.Muhammed’in peygamberliğine inanmak,Allah’ın birliğine inanmayı gerektirir. Bu zikri 2 kısmıyla birlikte istersen öğretebilirim.” dedi.”Tek Allah’a nasıl inanıyorsam, O’nun peygamberlerine ve Hz.Muhammed’in onlardan biri olduğuna inanıyorum.”dedim.

Daha sonra o zat bana abdest ve guslün şartlarını öğretti. Telaffuzunu öğrettiği zikri 300.000 kere çekmemi söyleyerek tesbihini verdi. Bu görevi ancak 3 ayda tamamladım. Sonra o nur yüzlü zatın yanına gittim. Tesbihini alıp, dualar okuyarak kokular sürdü ve bana geri vererek;” Bugün güzelce abdest alarak yat ve bu tesbiği yastığının altına koy, bir rüya göreceksin ve ben tabir edeceğim.”dedi.

O gece rüyamda, cami gibi bir yerde Peygamberimizi gördüm. Ben perişan, aç, sefil bir vaziyetteydim. Beni elini uzatıp yanına çağırdı. Yanına gidince birden değiştim. Şahane, pırıl pırıl bir elbiseye bürünmüştüm. O’nun kalbime telkin ettiği fikirle, benim pek az görülen bir lütfa mazhar olduğumu anladım. Ertesi gün o zatın dükkanına gidip, rüyamı anlattım. Zatın gözlerinden yaşlar boşandı. Heyecandan güçlükle konuşarak,”Biz atadan Müslümanız. Gençliğimden beri bu zikre devam ediyorum. Fakat bir türlü tamamlayamıyorum. Hep yeniden başlıyorum. Dünyada her şeyden çok Resulullah’ı görmek istiyorum. Bu lütfa henüz nail olamadım. Sen bir yabancıyken ve dinimiz hakkında hiç birşey bilmezken bu lütfa mazhar oldun.”dedi.

Bir süre sonra üstüme başıma özen göstermediğimden dolayı beyim ”Yeter artık, tanrınla benim aramda bir tercih yapmalısın!” deyince çok üzüldüm. Dini bilgimi, eşime farkettirmeden arttırmaya devam ettim. 1950′de Fas’tayken kadıya giderek resmen Müslüman olmak istediğimi bildirdim. Kadı İslam hakkında bilmem gerekenleri bildirdi. Fakat bana resmi bir belge vermekten kaçındı. Zira o zaman Fas, Fransız himayesindeydi ve ben Fransız askeri doktorunun dul eşiydim.

Hacca gidebilmek ve ölünce Müslüman mezarlığına gömülmek için resmi belgeyi almayı arzuluyordum. Bu isteğime kavuştum. 1951 senesinde Müslümanlığımı resmen tescil ettirdiğim sırada Fransız sömürge idaresi beni sorgulamadan geçirdi ve niçin Müslüman olduğumu sordu. Ben de; ”20 seneden beri İslam dinine girmek istiyordum. O tarihten beri çeşitli dinler üzerinde çok ciddi araştırmalar yaparak bu karara vardım. Uzun süre çeşitli engeller sebebiyle kararımı tatbik edemedim. Hem İslam dinine inanıp, hem de ibadetlerini yaparken hala Hristiyan sıfatını taşımak ikiyüzlülük olurdu. İslamı ruhi ihtiyaçlarıma daha uygun buluyorum. ”Aradıklarımı, daha önce mensubu olduğum dinde bulamadım.”

YUSUF İSLAM (CAT STEVENS)

Londra’da doğdu. Gençliğinde müziği seçti. Cat Stevens ismi ile kısa sürede ünü dünyayı tutan pop şarkıcısı oldu. 1977 senesinde Müslüman oldu.

Annem İsveçli bir budist, babam ise Kıbrıslı bir rum ortodokstu. Evimizde azçok Hristiyanlık havası vardı. Londra’nın merkezinde katolik okuluna gönderildim. Orada Allah’a inanmamızı öğrettiler. Allah’a giden tek yolun İsa aracılığıyla olduğunu söylediler. 11 yaşındayken karışık dinlerden öğrencilerin olduğu bir okula gittiğimde hemen hemen kiliseden ayrılmıştım. Ama İsa’nın üzerimdeki etkisi, teslis ne manaya geldiğini düşünmeden devam ediyordu. Müziğe başladığımda dini daha ciddiye almam gerektiğine dair duyguya sahip olmama rağmen sözde Hristiyan haline geldim. Pazar günleri günah işleyenlerin affedilmeleri bana ikiyüzlülük gibi geldi. Bu düşünce kiliseden uzaklaşmama yol açtı.

Bir ara doğunun dini felsefeleriyle ilgilenmeye başladım. Hippilik döneminde tutku haline geldi. Budizm hakkında kitaplar okumaya başladım. Budizmi kilise öğretilerinden daha doyurucu buldum. Bu Hristiyan din anlayışına karşı ilginç alternatifti, ancak pratiği güçtü. Ailemin Rum kökenine doğru gittim. Pisogorosu ve herşeyi matematik formülle sonuçlanabileceğini öğrendim. Ancak bunun  pratiği de mümkün değildi.

1975′te abim Kudüs’e gitmişti, ziyaretinde MESCİD-İ AKSA’da bulunuyordu. Camiye girer girmez içinde barışçı, doyurucu hisler belirince bana İslamdan bahseden bir kart attı. Londra’ya döndüğünde bana KURAN’IN aslıyla, ilginizce tercümesini hediye etti. KURAN’ın ve Müslümanların inancı hakkında fikrim yoktu. Bazen Müslümanlara MUHAMMEDİLER diyorlardı.

Bu tıpkı Hristiyanlar gibi Müslümanlarında Hazreti Muhammed’e taptıkları intibaını veriyordu. Kuran’ı okumadan önce böyle düşünüyordum ve İslamın Avrupadaki görüntüsü hastalık ve felakete benziyordu. Daha sonra onu okumadan hakkında hüküm vermemeye karar verdim.Kuran’la karşılaşıncaya kadar hayatın amacı bir sırdı benim için, hayatı herşeyi düzenleyen bir hakimin varlığına inanıyordum,kimdi bu görünmeyen sanatkar?

Pek çok manevi-ruhi yollardan geçmiştim,fakat hiçbiri beni doyurmamıştı. Kuran’ı okumaya başladığımda hayretim arttı. Gittikçe huzura dalıyordum. Çünkü o alemlere hakim olan tek bir Allah’ın adıyla başlıyordu. Okudukça KURAN’ın herhangi başka kitaplardan farklı olduğunu anlamaya başladım. Her kitabın bir yazarı olur, bu kitabı kimin yazdığını merak ettim. Tabii ki Kuran beşeri bir yazarın yazabileceğinden yüksek seviyedeydi. 1,5 seneden fazla durmadan okudum ve bu süre içinde hiçbir Müslümanla karşılaşmadım.

KURAN’ın mesajı içinde boğulup kalmıştım ve şu karara vardım: ”önümde 2 tercih vardı: ya kendimi tamamen teslim edecektim veya kendi müzikli yolumda yürüyecektim. Benim için bir tek seçim yolunun Müslüman olmak olduğunu anladım” iş bu kadar kolay değildi. Çünkü yükümlü olduğum esaslar ve hükümler hakkında daha fazla bilgiye muhtaçtım. Geçiş dönemi diye adlandırdığım 1,5 yıllık bir süre aktı. Bu dönemde İslam hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya gayret ettim.

O sıralarda Londra Reqent’s parkta bir caminin varlığını duydum.İmamı ile tanışarak kelime-i şahadet getirdim, namaz, oruç ve zekat vecibelerimi yerine getirmeye başladım. Londra’daki Müslüman kardeşlerimin arasına katıldım. Her türlü müzik aletinin haram olduğunu öğrenince, müziği bıraktım. Şimdi İSLAM’I yaşıyorum ve huzur içindeyim

MUHAMMED ALEXANDER RUSSEL WEBB (Amerikalı)

1846′da Amerika Hudson şehrinde doğdu. New-York Üniversitesinde okudu. Kısa zamanda çok sevilen ve çok takdir edilen bir fıkra muharriri oldu. St.Joseph Gazett ve Missouri Rapublican isimlerinde mecmualar neşretti. 1887′de Filipinler de Amerika konsolosu oldu. Müslüman olduktan sonra kendini tamamiyle İslamiyeti neşretmeye vakfetti ve Amerika’da ki teşkilatın başına geçti. 1916′da vefat etti.

Bana ahalisinin pek çoğu Hristiyan olan Amerika’da doğan, büyüyünceye kadar mütemadiyen Hristiyan papazların yaptıkları vaazları, daha doğrusu saçmalıkları dinleyen; benim gibi bir insanın, niçin dinini değiştirerek Müslüman olduğunu soranlar çok oldu. Ben de onlara, Müslümanlığı niçin hayat rehberi olarak seçtiğimi kısaca şöyle anlattım:
Müslüman oldum! Çünkü yaptığım incelemeler, insanların ruhi ihtiyaçlarının ancak Müslümanlığın koyduğu sağlam esaslarla temin edileceğini gösterdi.

Ben daha çocukken bile, Hristiyanlığa bir türlü iki elle sarılamamıştım. 20 yaşıma geldiğim ve artık reşit olduğum zaman, kilisenin her şeyi günah sayan, garib ve can sıkıcı terbiyesine tamamen isyan etmiştim. Yavaş yavaş kiliseden ayrıldım ve bir daha dönmedim. Benim araştırıcı, meraklı bir ahlakım (karakterim) vardı.

Her şeyin sebebini ve maksadını arıyordum. Bunlar için mantıki cevaplar bekliyordum. Halbuki rahiplerin ve diğer Hristiyan din adamlarının bana verdiği cevaplar beni tatmin etmiyordu. Onlar çok kereler suallerime tatmin verecekleri yerde; ”Bunları biz anlayamayız. Bunlar ilahi sırlardır. ”diyorlar veya” Bunu bizim aklımız kavramaz.” gibi kaçamaklı bir cevap veriyorlardı.

Bunun üzerine, bir yandan şark dinlerini, diğer taraftan meşhur filozofların eserlerini incelemeye karar verdim. Filozoflardan Mill, Locke, Kant, Hegel, Fichte, Huxleyin ve diğerlerinin eserlerini okudum. Bu filozofların eserlerinde hep protoplazmadan, atomlardan, moleküllerden, taneciklerden bahsolunuyor, fakat İnsanın ruhu ne oluyor, öldükten sonra nereye gidiyor, bu dünyada ruhun nasıl terbiye edileceği hakkında bir fikir bulunmuyordu.

Halbuki İslam dini, insanın bedeni yanında ruhu ile meşgul oluyor ve bizi aydınlatıyordu. Bunun içindir ki, ben ne yolumu şaşırdığımdan, ne de Hristiyanlara kızdığımdan veya ani bir karara kapıldığımdan dolayı değil, tam aksine inceden inceye tetkik ettikten, büyüklüğünü, ulviyetini, ciddiyetini, mükemmelliğini iyice anladıktan sonra Müslüman oldum.

İslamiyette esas, Allahü Teala’nın var ve bir olduğuna inanmak, O’na kendini teslim etmek ve O’na ibadet ederek lütuflarına şükretmektir. İslamiyet Bütün insanlara kardeşliği, iyiliği, sevgiyi emreder. Onlar ruh, beden, dil ve amel (iş) temizliğidir. İslam dini şimdiye kadar insanların bildiği dinlerin muhakkak en mükemmeli, en üstünü ve sonuncusudur.

ALBAY DONALD ROCKWELL (AMERİKALI)

Müslümanlığı niçin kabul ettim?
Müslümanlığın çok mantıki ve sade oluşu, camilerin insanı kendine çeken cazibesi, bu dine mensub olanların, dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmış olması, bütün dünyada Müslümanların günde beş defa aynı saatte büyük bir saygı ve ihlas ile secdeye kapanışı, benim üzerimde çoktan beri büyük bir tesir yapmıştı. Fakat bunlar benim Müslüman olmam için kafi gelmedi.

Ben ancak İslam dinini iyice tedkikten ve onda güzel, faideli bir çok hususlar bulduktan sonra Müslüman oldum. Hayata ciddiyet, fakat aynı zamanda tatlılıkla bağlı olmak (ki Muhammed(a.s)’ın kendi hareket tarzıdır) işlerde müşavere etmek, insanlara daima merhamet ve şefkat ile muamele etmek, yoksullara yardım etmek, ilk defa olarak kadınlara da mal sahibi olma hakkını vermek gibi, o zamana göre en muazzam medeni inkilaplar, Muhammed(a.s)’ın kısa ve veciz sözleriyle ne güzel ifade edilmiştir.

Muhammed(a.s) aynı zamanda; ”Allahu Teala’ya tevekkül, itimad et, fakat deveni bağlamayı unutma! ”sözleriyle insanlara, Allah’ın kullarından evvela, her türlü tedbire başvurmalarını, icab edeni yapmalarını ve ancak ondan sonra, Allah’a tevekkül etmelerini emrettiğini bildirmektedir. O halde, Avrupalıların iddia ettiği gibi, İslam dini, hiçbir iş yapmadan, her şeyi Allah’tan bekleyen miskinlerin dini değildir. İslam dini, herkese, önce elinden gelen herşeyi yapmasını ve ancak ondan sonra Allah’a tevekkül etmesini emreder.

İslam dininin, diğer dinlerdeki insanlara karşı gösterdiği adalet de, benim üzerimde çok büyük tesir yapmıştı. Muhammed (a.s) müslümanların hritiyanlara ve yahudilere karşı iyi muamele etmelerini emrediyor. Kuran-ı Kerim ise, Adem(a.s)’dan başlayarak, Musa ve İsa (a.s)’ın Peygamberliğini kabul ediyordu. Bu hiçbir başka dinde olmayan yüce sadakattir. İslamiyetin en güzel hususiyetlerinden biri de, onun kendini putlardan tamamiyle kurtarmış olmasıdır. Hristiyanlıkta hala resimlere, heykellere tapılırken, İslamiyette hiç böyle birşey yoktur. Bu da İslamiyetin ne kadar saf, temiz olduğunu gösteriyor.

Beni Müslüman olmaya götüren sebeplerden sonuncusu, İslamiyette bulduğum metanet ve irade gücü oldu. İslamiyette yalnız ruhun değil,aynı zamanda bedenin de temiz olması emrediliyordu. Yemek yerken, tıka basa mideyi doldurmamak, senede bir ay oruç tutmak, herşeyde ölçülü hareket etmek, harcama yaparken, ne fazla ne eksik sarf etmek gibi. Değil bugün,yarın da, bütün insanlara rehberlik edecek hususlar, insanlara en güzel bir tarzda telkin olunuyordu.

Ben müslüman memleketlerinin hemen hemen hepsini ziyaret ettim. İstanbul’da, Şam’da, Kudüs’te, Kahire’de, Cezayi r’de, Fas’ta vs. Müslüman şehirlerinde, bütün hakiki Müslümanların bu kaidelere riayet ettiklerini ve bundan dolayı hayatta huzura kavuştuklarını bizatihi gördüm. Onların Allah’ın yoluna girmek için süslere, resimlere, heykellere, mumlara, müziğe ve benzeri şeylere ihtiyaçları yoktu.

Allah’ın kulu olduklarını hissetmeleri ve kendilerini O’na teslim etmeleri onlara en büyük manevi huzur ve saadeti, lezzeti veriyordu.

İslam dinindeki hürriyet ve müsavat (eşitlik) beni daima dine çekmiştir. Müslümanlar arasında en yüksek bir mevki sahibiyle en fakir bir kimse, Allah’ın huzurunda müsavidir (eşittir) ve birbirinin kardeşi sayılır. Camide, Müslümanlar yanyana ibadet ederler .Mevki sahibi olanlar için ayrılmış özel yerler yoktur. Müslümanlar Allah ile kul arasında hiçbir kimsenin bulunmadığına iman ederler. Müslümanlıkta ibadet, Allah ile kul arasında yapılır. Günahlarını affettirmek için din adamlarına başvurmazlar.Her Müslüman kendi hareketinden ancak kendisi mesuldür.

Müslümanlar arasındaki kardeşlik bana hayatta çok kereler yardımcı oldu. Bu din kardeşliği de beni Müslümanlığa götüren amillerden biridir. Nereye gitsem bir Müslüman kardeşimin bana yardım edeceğini ve üzüntülerimi benimle paylaşacağını biliyorum. Dünyada ırk, renk ve siyasi düşünceleri birbirinden farklı olan bütün Müslümanlar, birbirinin kardeşidir ve birbirlerine yardım etmeyi kendilerine borç bilirler.

İşte beni Müslüman yapan sebepler bunlardır. Acaba bunlardan daha güzel ve ulvi (yüce) bir sebep düşünülebilir mi?

Ateist dr Laurence Brown neden Hristiyan olmak istedi ve Müslüman oldu Deen Show

MECÛSÎNÎN ÎMÂNI

Mecûsînin biri İbrâhim aleyhisselâma misâfir olmak için gelince İbrâhim aleyhisselâm, (Müslüman olursan sana çok ikrâmda bulunurum.) buyurdu. Mecûsî darılıp gitti.

Allahü teâlâ, Hazret-i İbrâhime, “Neden bir kimseyi misâfir etmek için dinini değiştirmeyi şart koştun? O beni tanımadığı hâlde, ben onun 70 senedir rızkını veririm.” diye vahyetti.

İbrâhim aleyhisselâm, koşup mecûsîyi buldu ve kendisine misâfir olmasını ricâ etti. Mecûsî hayret etti. (Az önce dinimi değiştirmemi şart koşmuştun. Şimdi sana ne oldu?) dedi. İbrâhim aleyhisselâm, meseleyi anlattı. Mecûsî, (Demek ki Allahü teâlâ, bana karşılıksız ni’met veriyor. O hâlde bana İslâmiyeti öğret, Müslüman olacağım.) dedi. İbrâhim aleyhisselâm gerekli dini bilgileri öğretti. O da şehâdet getirip Müslüman oldu.

Muğla’nın Marmaris ilçesine tatile gelen Norveçli ateist aile, duydukları Kur’ân’dan etkilenerek Müslüman oldu.

İspanya’da 80 Yaşında Gelen Hidâyet

colection akMurat.NET

Allah'ın (verdiği) rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz ancak O'na kulluk ederiz(deyin)

Kategoriler