Cihad DEAŞ elKaide, Terör ve Şeriat hakkında gerçekler

”CİHADİN EN FAZİLETLİSİ EMRİ BİL MARUF, NEHYİ ANİL MÜNKERDİR”  Mahmud Efendi Hazretlerinin Veciz Sözleri

Cihad DEAŞ elKaide ve Şeriat hakkında gerçekler Nureddin Yıldız Nureddin Yıldız Hoca’nın 12 Mayıs 2014 Pazartesi Günü Akşamı Erzurum da Şehit Bahattin Yıldız Yüksek Öğrenim Erkek Öğrenci Yurdunda Yapmış Olduğu Sohbet Sonrası Soru-Cevap Faslında Kendisine “Dr. Eymen ez-Zevâhirî’nin Mısır daki Cihad Çağrısı” İle İlgili Soru Sorulması Üzerine Vermiş Olduğu Cevap.

Rasulullah sallallahu ve sellem ameller niyetlere göredir buyuruyor. Bir Müslüman mazlumlara yardım etmek için şeriat içerisinde savaşabilir,  fakat mazlumlara yardım edeyim derken kafirlere alet olabilirsiniz, günümüzde bunu ayırmak çok yüksek feraset gerektirmekle beraber, cihad yaptığını söyleyenlerin kuran ve sünnette ne kadar riayet ettiklerine bakılarak, nereye hizmet ettikleri anlaşılabilir.

El Kaide hakkında yanlış bildiğimiz on şey 22.Kas.2003 Vatan

1. Aslında El Kaide diye bir örgüt yok
Sadece Türkiye’de değil dünyada çok kişi El Kaide diye bir örgütün olmadığını, ona atfedilen bütün eylemlerin şu ya da bu gizli servisin komploları olduğunu savunuyor. Halbuki farklı ülkelerden tarafsız gözlemciler ve araştırmacılar, El Kaide’nin tohumlarının 1980 sonlarında Afgan cihadına katılan başka ülkelerden gönüllü İslamcılar arasında atıldığını belirlemiş durumda. “Global cihad” fikrinin mimarı Filistinli ilahiyatçı Dr. Abdullah Azzam’ın öldürülmesinin ardından yerine geçen Usame bin Ladin, bu gönüllülerin bazılarıyla ayrı bir örgütlenmeye gitti. El Kaide (Temel-Taban) olarak adlandırılan bu şebeke, birinci Körfez Savaşı sırasında Suudi Arabistan ve ABD’ye tavır aldı. Kasım 1995’de 17 kişinin öldüğü Pakistan’daki Mısır Büyükelçiliği’nin bombalanması El Kaide’ye atfedildi, tıpkı Haziran 1996’da Suudi Arabistan’ın Hobar kentinde 19 Amerikan askerinin ölümüne yol açan patlama gibi. 23 Ağustos 1996 günü bin Ladin “Kafirleri kutsal topraklardan kovun” çağrısıyla ABD’ye cihad ilan etti. Şubat 1998’deyse Mısır, Bangladeş ve Pakistanlı birkaç küçük grupla birlikte Yahudilere ve Haçlılara Karşı Uluslararası İslami Cephe’yi kurdu. Kuruluş bildirgesinde “Her Müslümana, dünyanın her köşesinde, sivil veya asker Amerikalı öldürmek farzdır” dendi. İlk büyük eylem, 7 Ağustos 1998 günü Amerikan askerlerinin Kutsal Topraklar’a girişinin sekizinci yıldönümünde Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerinin havaya uçurulup toplam 257 kişinin öldürülmesi oldu.
 
2. El Kaide’yi Batılı gizli servisler kurdu
Afganistan’da savaşan ve “Afganiler” olarak adlandırılan ilk gönüllülerin, Sovyetler Birliği’ni engellemek isteyen ABD, İngiltere, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan ve Çin gizli servisleri tarafından teşvik ve finanse edildiği, eğitildiği doğru. Fakat Kızıl Ordu’nun Afganistan’ı terkinden sonra bu savaşçılar kendi hallerine bırakıldı. El Kaide’nin ete kemiğe bürünmesi de bu aşamadan sonra gerçekleşti.
 
3. El Kaide gizli servislerin denetiminde
Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır gibi ülkelerin gizli servisleri, kendi iç güvenliklerini temin için Afganileri takip etmeyi, içlerine sızmayı ihmal etmediler. Ama onların faaliyeti El Kaide’yi denetim altına alma çabasıyla sınırlı; manipüle edebileceklerine dair hiçbir işaret yok. Batılı istihbarat örgütleriyse olayın önemini çok geç kavradılar. Değişik vesilelerle dile getirdikleri gibi El Kaide’ye sızmakta çok zorlanıyorlar. Bu nedenle müslüman ülke servislerinin yardımına ihtiyaç duyuyor ve ağırlığı teknik istihbarata veriyorlar.
 
4. Bu kadar büyük ve profesyonel eylemleri El Kaide yapmış olamaz
Pekala olabilir, çünkü söz konusu olan kişiler Afganistan ve Çeçenistan’da Rusya’ya, Somali’de ABD’ye, Bosna’da Sırplara, Keşmir’de Hindistan’a ve diğer bölgelerde başka ülke ordularına karşı savaşıp deneyim kazandılar. En önemlisi, ilk aşamada çok yetkin Batılı uzmanlardan her türlü gerilla eğitimini aldılar.
5. Bu eylemleri El Kaide’nin finanse etmesi imkansız
El Kaide’nin çok fazla mali sıkıntı çekmediği söyleniyor. Her şeyden önce Usame bin Ladin çok zengin ve parasını uluslararası piyasalarda işletiyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere, özellikle Körfez ülkelerinden bazı zengin Arapların El Kaide’ye sponsorluk yaptığı da sır değil. Kaldı ki El Kaide eylemlerinin yarattıkları etkiye kıyasla çok ucuza çıktığı da ortada.
6. El Kaide liderleri bu denli karmaşık stratejiler geliştiremez
11 Eylül’ün ardından bazı Türk “analistler” bin Ladin için “New York’ta iki kazı bile güdemez” diye yazmışlardı, ama aynı bin Ladin Afganistan operasyonundan bie kurtuldu ve eylemlerini sürdürüyor. Zaten El Kaide bin Ladin’den ibaret değil. Örneğin en yakın yardımcılarından Mısırlı Eymen el Zevahiri, köklü bir aileden gelen bir doktor ve düşmanları da kendisinin entelektüel kişiliğini takdir ediyor.
 
7. El Kaide bir çapulcu örgütü
El Kaide’de çoğunluğu İslam dünyasının en geri kalmış yörelerinden yoksul gençlerin oluşturduğu kesin, ama şebeke içinde Zevahiri gibi, çok sayıda iyi eğitim görmüş (özellikle de Batı üniversitelerinde) militan da var. 11 Eylül eylemcisi Muhammed Atta bunlara bir örnek.
8. El Kaide bir Arap örgütü
Lideri ve yöneticilerinin çoğu Arap kökenli olmakla birlikte El Kaide’de başın dan itibaren diğer etnik kökenlerden müslümanlar da yer alıyor: Pakistanlı, Uygur, Çeçen, Tacik, Özbek, Endonezyalı, Malezyalı gibi. Bunların arasında kuşkusuz Türkler de, hatta İslamiyeti sonradan seçen Batılılar da var.
9. El Kaide sadece Batılılara vuruyor
Görünürde Batılı stratejik hedeflere vuruyor gibi görünen El Kaide masum sivilleri öldürmekten hiç çekinmedi. Kenya, Tanzanya ve ABD’de yüzlerce kişi doğrudan tarafı olmadığı bir savaşın kurbanı oldu. Daha önemlisi Suudi Arabistan, Endonezya, Fas, Tunus ve Türkiye’deki eylemlerde, çoğu Müslüman bu ülke vatandaşları da hayatını kaybederken, buralardaki rejimler de hedef alındı.
10. El Kaide Türkiye’ye saldırmaz
Yıllarca yetkili-yetkisiz çok sayıda Türk, El Kaide’yi uzak bir olgu olarak gördü ve önemsemedi. İşte bir haftadır en çok bu yanlışın bedelini ödüyoruz.
rusen@rusencakir.com

İslam alimlerinden IŞİD’e mesaj

AMMAN – Farklı ülkelerden 126 İslam alimi, İslam ümmetinin icması (ittifakı) olmadan hilafet ilan etmenin caiz olmadığını duyurdu.

İslam alimlerinin, terör örgütü IŞİD’in lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye hitaben yayınladıkları bildiride, “İslam ümmetinin ittifakı olmadan hilafet ilan etmek caiz değildir” ifadesi kullanıldı.

Bildiriye imza atanlardan Ürdünlü vaiz Ali el-Halebi, bildirinin, Müslümanlar arasında olması gereken en temel hakları kapsadığını, öğüt amacıyla ve Allah’ın IŞİD militanlarını veya onlardan birini hidayete erdirmesi umuduyla yazıldığını belirtti.

Suudi Arabistan, Ürdün, Filistin, Mısır, Tunus, Irak, Sudan, Yemen, Türkiye, İngiltere, Fransa, ABD, İsveç, Bosna Hersek, İtalya, Belçika, Bulgaristan, Arjantin, Kanada, Hindistan, Çin, Malezya, Endonezya ve Nijerya’dan 126 İslam aliminin imzasını taşıyan bildiride, şunlar kaydedildi:

“İslam’da suçsuz insanı öldürmek, elçileri ve dolayısıyla gazetecileri öldürmek, küfrünü açıkça ortaya koymayanları kafir saymak, Hristiyanlara veya Ehl-i Kitaba kötü davranmak ve ittifakla kaldırılan köleliği uygulamak, insanları Müslüman olmaya zorlamak, kadınların ve çocukların haklarını ellerinden almak, İslam’da ölülerin cesetlerine zarar vermek (herhangi bir uzvunu kesmek vesaire), işkence yapmak, kötü işleri Allah’a isnat etmek, peygamberlerin ve sahabelerin mezarlarını yıkmak, caiz olmadığı gibi İslam ümmetinin ittifakı olmadan hilafet ilan etmek de caiz değildir.”
ntvmsnbc.com/id/25540455/

Terör

Herşeyden önce şunu belirtelim ki, İslâm; barış dinidir. Terörizmi benimsemez. Suçsuz, günahsız insanların öldürülmesini meşrû görmez. Dinimiz birliği, dirliği, sevgiyi, kardeşliği emrederken; zulmü, azgınlık ve fenalığı yasaklamış, zulmün en dehşet verici şekillerinden biri olan terör ve tedhişi ise şiddetle menetmiştir. Masum insan kanını dökmeyi en büyük günahlardan biri sayan İslâm dininin, terör hareketlerini, türü ve gayesi ne olursa olsun hoş görmesi asla mümkün değildir. İsmi ne olursa olsun terör, şiddet ve anarşinin İslâm dini ile uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Bilakis, dinimiz her türlü anarşi, fesat, bozgunculuk, eziyet, işkence, kısacası terör ve şiddeti kesinlikle yasaklamıştır. Dinimizin bu emir ve yasakları karşısında bize düşen birbirimizi sevmek, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamaktır.
“İslâmi terör” ifadesi çok yanlıştır, bunlar maksatlı telaffuzlardır. İslâm inancı üzerinde çok tehlikeli oyunlar oynanmaktadır. Terör olaylarını meydana getirenler arasında her dinden ve ırktan insanlar olabilir. Fakat bu, o dine veya ırka maledilemez. Müslüman olup da, aynen terör gibi dinen haram olan: Adam öldürmek, namus ve ırza tecavüz etmek, hırsızlık yapmak, uyuşturucu kullanmak vb. haramları işleyenler yok mu? Şimdi bunları yapanlar hakkında: “İslâmî adam öldürmek”, “İslâmî uyuşturucu kullanmak” ifadesi kullanılabilir mi? Böyle saçma şey olamaz. İstanbul’da meydana gelen olayların arkasında güçlü batılı istihbaratlar var. Bu olaylar dış mihrakların planlarıyla Türkiye’yi huzursuz kılmak için yapılmaktadır. Bir insanın fevkalade şuursuz olması lazım ki; İslâm’ı terörle birlikte telaffuz etsin. İsmini bile “barış” diye almış bir dini, bir insan nasıl terörle anabilir. Hem terörü yapacaksınız, hem de İslâmî terör diye propaganda yapacaksınız! Bunların hepsi aynı yerden çıkıyor.
Birtakım Müslümanlar terör yaptıkları için dinsizler, İslâm karşıtları “İslâmî terörden” bahsediyorlar. Bir Müslüman veya birkaç Müslüman hırsızlık yaparlarsa “İslâmî hırsızlıktan” bahsedilebilir mi?
Irak, yabancı düşman devletler tarafından işgal edilmiştir. Bir kısım Iraklı vatanseverler ve aktivistler düşman kuvvetlerine karşı gerilla savaşı veriyorlar. Buna terör denilmez. Birkaç on bin Iraklı baskınlar tertipliyor, vur-kaç tekniğiyle işgalcileri cezalandırıyor. İnsafı ve vicdanı olanlar bu savaşa bir isim arayıp bulabilirler, lakin buna asla terör, terörizm diyemezler.
Bizim büyük medyamız son patlamalar dolayısıyla Şeriat hükümlerine riayet eden birtakım dindar Müslümanlar aleyhinde akla, sağduyuya, insafa, vicdana, temel insan haklarına ters düşen yayınlar ve kışkırtmalar yapmaktadır.

Mehmet Talu

Bütün dinleri iyi incelemiş olan, İngiliz ilim adamlarından Lord Davenport, yirminci asır başlarında Londra’da bastırdığı, Hazret-i Muhammed ve Kur’ân-ı kerîm adındaki İngilizce kitâbında diyor ki:

“Ahlâk üzerinde son derece titizliğidir ki, Müslümanlığın az zamanda süratle yayılmasına sebep olmuştur. Müslümanlar, muhârebede kılınca boyun eğmiş olan başka din adamlarını, dâima af ile karşılamışlardır. Müslümanların Hıristiyanlara karşı davranışı ile, papalığın ve kralların mü’minlere revâ gördüğü muâmele, aslâ kıyas edilemez. Meselâ, 1572 yılı Ağustos’un 24. günü, yâni Saint Bartelemi yortu günü, 9. Şarl ve kraliçe Katerina’nın emri ile Paris ve civârında 60 000 protestan öldürüldü. Papalığın vahşet ve yamyamlık derecesine varan işkenceleri yanında, Müslümanların, gayrimüslimlere karşı davranışları, ağzı süt kokan bir sübyanınki kadar yumuşak olmuştur. İslâmiyet, başka dinlerin hurâfeler ve şüpheler bataklığı ortasında, çiçek temizliği ile yükselmiş bir aklî ve fikrî asâletin sembolü olmuştur.
İslâmiyet, kan dökme yerine, ibâdeti ve sadakayı getirmekle, insanlara iyilik aşıladı. Sosyal adâletin temelini kurdu. Böylece, kanlı silâhlara hâcet bırakmadan, dünyaya kolayca yayıldı. İlim dâvâsına Müslümanlar kadar bağlı ve saygılı hiçbir millet gelmemiştir denilebilir. Hazret-i Peygamberin pek çok hadîsleri, samîmî bir ilim teşvikçisidir ve ilme saygı ile doludur. İslâmiyet, ilme maldan daha çok kıymet vermiştir…”

Seâdet-i Ebediyye: 522

IRAK ŞEHİDİMİZ ÖZKAN BAL

Özkan Bal: 1974 Konya-Akşehir doğumlu kardeşimiz 24.03.2003 gecesi saat altı sıralarında Irak ta şehadete kavuştu, Ummu Kasr da Iraklı kardeşleri ile birlikte savaştı liman bölgesinde şehit olan kardeşimizin bulunduğu grup gündüzleri çekiliyor geceleri de ani taarruzlar yaparak işgalcilere saldırılar düzenliyorlardı, bu taarruzlardan birinde kardeşimiz işgalcilerin attığı bir füze sonucu şehadete kavuştu, kardeşimiz daha önce Çeçenistan cihadına ve Bosna cihadına katılmak istemiş ama katılamamıştı, ilk katıldığı Irak cihadında da şehid oldu kardeşimiz bir çocuk babasıydı ve iki senelik evliydi.

Kardeşimizin hanımı Asiye Bal şehid hakkında şunları söyledi:

“Biz Özkan’la iki sene önce evlendik, şimdi yedi aylık bir kızımız var eşim kızını ve evini çok severdi, her şeyinin İslam’a uygun olmasına özen gösterirdi iki senelik evliliğimiz süresince bana karşı hep iyiydi ve bir kez dahi olsun kalbimi kırmamıştı. Eşim ve ben Almanya’da kalıyorduk burada işçi olarak çalışıyordu, kızımızda burada doğdu, eşim bana daha önce Çeçenistana gitmek istediğini ve benim bu konuda ne düşündüğümü sormuştu kararlı olduğunu sezmiştim ve cihada giden birisine engel olmayayım diye aslında ayrılığa birazda içim burkularak elimden geldiğince destek olmaya çalıştım, sık sık Akşehir’e gider orada arkadaşlarıyla buluşur ve gitmek için çareler arardı, bu arada benim ailem gitmesine karsı çıkmışlardı ama onlarda bunu kabullenmek zorunda kaldılar sonunda.

Özkan şimdiki Irak cihadı başlamadan bir ay kadar önce Akşehir’e gitti ve arkadaşlarıyla Irak’a gitmeye karar vermişler onu en son o zaman görmüştüm bana gelip Irak’a gitmeyi planladıklarını anlattı. Benim kendisi için şehit olması için dua etmemi istedi bana şehit hanımı olmanın Allah katında büyük bir derecesi olduğunu ve şehit olması halinde şefaat hakkı alacağından bunun büyük bir nimet olduğunu ve asıl birlikteliğin cennetteki birliktelik olduğunu anlattı, o kadar içten ve duygulu konuşuyordu ki benim sabaha kadar gözümden yaş eksik olmadı. Kızımızı İslam terbiyesi üzerine yetiştirmemi istedi, bana bir miktar para bıraktı ve bu parayı borçlu olduğu birisine vermemi istedi. Bu arada biz umre yapmak için para koymuştuk bir köşeye, ben gidip o parayı kendisine verdim ve bu parayı cihat için kullanmasını istedim ilk önce kabul etmedi o paraya benim ihtiyacım olabileceğini söyledi bende ona, benimde bir katkım olsun deyip ısrar ettim ve parayı verdim sonradan öğrendiğime göre bu parayı başka bir mücahidin yol paraları için harcamışlar elhamdülillah.

Özkan ilk önce Akşehir’e gitti ve bir süre orada kaldı, başka arkadaşlarının gelmesini beklemişler. Bu sürede hemen her gün telefonda görüştük, çocuklar gibi neşeliydi cihada gideceği için. Savaşın başlamasından iki hafta kadar önce aradığında, gece yola çıkacaklarını ve dua etmemizi söyledi. İki gün sonra yine aradı ve Suriye’de olduklarını söyledi. En son konuşmamız ise, savaşın birinci günü olmuştu, beni belki de son kez aradığını, cihadın başladığını ve her şeye karşı sabırlı olmamı istedi. Bu onunla son görüşmem oldu. Arkadaşlarının bana anlattığına göre Ummu Kasr bölgesi Irak için önemli bir cephe olduğundan, Özkan ve onun gibi bir çok gönüllü oraya geçmişler, yanında iki Türk daha varmış. İşgalciler bulundukları yerleri devamlı bombalıyormuş, mücahitlerde gündüzleri bulundukları mevzileri terk edip, daha güvenli yerlere çekiliyorlarmış, gece olunca da harabeye dönmüş eski mevzilerine dönüp işgalcilere baskın veriyorlarmış. Bu sayede işgalcilere zayiat verdiriyorlarmış.

Son gecesinde yine bir taarruz sırasında Özkan’ın bulunduğu ve mevzilendiği harabelere füze isabet etmiş, Özkan ağır yaralanmış, onu geri götürmek istemişler ama yarası ağırmış, devamlı zikirle meşgulmüş ve yaralandıktan yaklaşık beş saat sonra istediği şehadete kavuşmuş. Onu cephe gerisine götürmüşler ve şehid olan diğerleriyle birlikte defnetmişler.

Ayrılıktan kaynaklanan bir üzüntü var içimde ama yinede bir şehid eşi olmaktan dolayı gururluyum ve ona layık bir eş olmayı istiyorum kızımda büyüdüğü zaman ona babasını ve ne için savaştığını anlatıp babasıyla gurur  duymasını isteyeceğim.

Rabbim onun yolunda olanları ve onun için savaşan kullarını korusun ve gözetsin.

Kardeşimizin şehadetinden bir hafta önce Ummu Kasr da meydana gelen bir olay

Mücahitlerin geceleri baskın yapacağını bilen işgalciler, liman bölgesindeki, içlerinde yabancı mücahitlerinde bulunduğu iki mevziye komandolarını gönderirler. Akşam üstü gerçekleştirilen saldırıya helikopterler ve işgalcilerin zırhlı birlikleri de destek verir.

Çok çetin bir çatışma başlar, öyle ki işgalcilerin sayısı oldukça kalabalıktır, mücahitler helikopterlerden birini düşürürler ama zırhlı birlikler gittikçe sıkıştırmaya başlarlar, tank ve zırhlı araçların durdurulmaması halinde mevzilerin düşmesi zor olmayacaktır. İşte o anda, mücahitlerin artık en zorlandığı ve mevzilerin düşmesine ramak kaldığı bir anda, zırhlı birliklerin olduğu bölgedeki mücahitlere oldukça yakın bir bölgede, kum fırtınası başlar ve o teknoloji harikası tanklar duruverir. Fırtınadan yararlanan mücahitler huruç başlatırlar ve çok sayıda tankı imha ederler, ayrıca iki işgalci askeri esir alırlar.

Mücahitlerin huruç harekatından hemen sonra fırtına aniden duruverir, sanki gizli bir el fırtınayı sırf mücahitler zafer kazansın diye çıkarmış gibidir. Çatışma yerinde birçok işgalci leşinin kafalarından vurulmuş olması da ilginçtir, yakalanan esirlerin anlattığı ise ilginçtir, üzerlerine çok sayıda piyadenin hücum ettiğini ve bunların üzerlerinde de değişik üniformalar bulunduğunu ısrarla söylerler. Dediklerine göre karşı hücum sırasında binlerce mücahit gördüklerine yemin ederler. Bu mücahitlerin içinde beyaz üniformalar içindeki zenci savaşçıların olduğunu anlatırlar. İşin doğrusu ise akıllara durgunluk verecek derecede başkadır aslında. Mücahitlerin toplam sayısı o çatışma sırasında 26 kişidir, ayrıca mücahitlerin içinde siyahi mücahit yoktur ve ayrıca mücahitler düşmanların üzerine vardıklarında, birçok işgalci zaten kafalarından vurulmuş halde çoktan ölmüşlerdir… Şimdi mücahitler bu ilahi yardımlarında desteğiyle savaşıyorlar ve siz Müslümanlardan dualarınızı istiyorlar.

Huruç harekatı sırasında şehit düşen mücahitlerin ismi şöyle: Safa Muhammed (Tunus) Ebu Halid Nasır(Tunus) Abdulkadir S. (Mısır) ve Zekeriyya isimli batı ülkelerinden gelen bir mücahit.

Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü Hoca Efendi TEKE TEK Parça 28 07 2015 daeş (ışid), terör ve seyirci sorularına cevaplar.

Kategoriler